Birinciysen birincisindir , ikinciysen hiçbir şey...

24 Aralık 2009 Perşembe

NBA'in Ağırsıklet Mücadelesi...




Los Angles Lakers vs San Antonio Spurs…Bu iki takım NBA’de son 10 yıla damgalarını vurdular.Bu iki takım söz konusu olunca aklıma onlarca unutulmaz anlar ve hatıralar gelmekte..Hatıralara geçmeden önce isterseniz bu 2 takım neden son 10 yıla damgalarını vurmuşlar ve neden NBA’in ağırsıklet mücadeleleri bu 2 takım arasında yaşanmıştır onlara bir göz atalım..

99-09 arasındaki sezonlarda iki takım da toplam 4 er şampiyonluk kazandılar.Sadece Detroit-Miami ve Boston bu 2 takımın haricinde şampiyon olmayı başarabilen doğu takımları olmuşlardır.Hani futbolda hep kullanılan bir tabir vardır ‘’Erken Final’’..İşte Spurs-Lakers eşleşmeleri son 10 yıldır hep NBA’in erken finali olmuştur..Takım olarak kazandıkları başarıların yanında kadrolarındaki bireysel oyuncuların kazandıkları ödüllere baktığımızda da son 10 yıla damgasını vuran isimler görüyoruz..Kobe,Duncan,Shaq,Robinson,Ginobili,Parker vsvs..Çok da fazla istatistiki bilgi verip kafa bulandırmak istemiyorum ama söz konusu bu iki takım olunca benim kendi adıma yaşanmışlıklarım oldukça fazla ve bunları sizlerle paylaşmak istiyorum..

Lokavt yüzünden kısaltılmış olarak oynanan 98-99 sezonu..Bir sene önce herkesin beklediği Bulls-Lakers finali Utah Jazz’a takılmış ve Lakers’ı süpürmüştü..Majestelerinin basketbola veda etmesinin ardından bazı takımlar yeni kral benim demek istiyorlardı..Batı yarıfinallerinde Lakers-Spurs eşleşmesi olduğunda o dönemde hemen herkesin favorisi Lakers’dı..Fakat Spurs o inanılmaz savunması,ikinci yılını yaşayan Duncan’ın önlenemez oyunu ve Lakers’ın o dönemki kırılgan yapısı Spurs’ün Lakers’ı 4-0 ile süpürmesine ve ordan da şampiyonluğa kadar uzanmasına neden olmuştu..O dönemlerde Michael Jordan’ın basketbolu bırakmasından sonra ve belki de Lokavt yüzünden 99 sezonuna pek fazla ısınamamıştım.. Zaten NBA maçları o dönemde haftada bir ya veriliyordu yada bantdan kesik yayınlarla ağzımıza bir parmak bal çalıyorlardı..O zamanlar ve daha öncesinde ne kadar da değerliydi bir tane NBA maçı veya 1 tane NBA Action…Sadece final serisinin tümünü canlı yayınlıyordu Kanal D…Halbu ki o dönemde meşhur yıldızlara ‘’Watch the NBA on channel D ‘’ dedirterek reklamlar bile yaptırılmıştı..Ender Bilgin’in anlatımıyla 99 sezonunun finallerini izleyebilmiştik ve Avery Johnson’ın MSG’deki kritik basketi Spurs’e NBA’deki ilk şampiyonluğunu kazandırmıştı..O maçda cok iyi bir oyun çıkaran Spreewell son topu kendisini çok zor bir pozisyona sokarak kaçırmış ve böylelikle Duncan finallerin MVP’sİ Spurs’de Şampiyon olmuştu..Ağırsıklet mücadelesinin ilk raundunu Lakers karşısında Spurs hem de şampiyonlukla taçlandırarak kazanmıştı…

2000 yılında Duncan’ın sakatlığı sebebiyle Phoenix’e ilk turda elenen Spurs meydanı Lakers’a bırakmıştı resmen..Lakers da bu davetiyeyi boş cevirmemiş ve şampiyonluğu kucaklamıştı…2000-2001 sezonu ise bir Spurs taraftarı olarak benim takımımı bu kadar aşşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak gördüğüm ilk ve tek seriydi..Saha avantajına sahip olmasına rağmen aslında yakın giden ilk 2 maçı Kobe’nin üstün performansıyla Lakers kazanmıştı..O seride Duncan-Robinson ikilisinin Shaq’ın arkasında değişmeli olarak durması ve ikili sıkıştırmalar yapmaları Shaq’ı belki 1 adım geriye çekmişti o seride ama bu seferde doğan boşlukları Kobe doldurmuştu..Staples Center’daki 4.maç ise benim utançdan maçın sonu gelsin diye yalvararak izlediğim bir maçdı..En sevmediğim oyunculardan(saygı duyarım oyununa o başka) Derek Fisher ardı ardına 3 lükleri Spurs potasına yolluyordu.Brian Shaw,Rick Fox,Robert Horry de cabası…Çok ama çok acı bir süpürülüş hikayesiydi benim adıma..Fakat o sezonki performansıyla Lakers tüm NBA tarihinin en iyi Play-Off galibiyet oranını 15-1 ile yakalayarak şampiyon olmuştu..Ünvan mücadelesinde 1-1 eşitlik vardı artık…

2001-2002 sezonunda ise bu 2 takımın yolları yeniden batı yarıfinallerinde kesişmişti..Bu sefer saha avantajına sahip olan Lakers ilk maçı kazanmış fakat 2.maçı kazanan Spurs bu sefer işin geçen seneki gibi kolay olmayacağı mesajını vermişti..O dönemde hem televizyon yayını da yoktu hem de üniversitede yurtda kaldığım için maçların sonucunu ertesi gün internetden öğrenebiliyordum..Her gün maçların ertesi sabahı gittiğim internetkafeden birbirinin kopyası 2 Spurs mağlubiyeti okumanın verdiği üzüntüyle yıkılmıştım..2 maçda da karşılaşmanın son periyoduna hatta son 4 dakikalarına 8-10 sayı arası önde giren Spurs kendisine ve stiline hiç yakışmayacak şekilde arka arkaya 2 maçı da buralardan kaybetmişti…Lakers’ın evindeki 5.maçda ise yine çok yakın giden maçı kazanan Lakers Spurs’u 4-1 ile geçmeyi başarmış ve erken final denilebilecek ilk eşleşmeden galip ayrılmıştı.O sezonki 2.erken final malum Lakers-Kings arasında oynanmıştı…

2002-2003 sezonunda ise yine batı yarıfinallerinde eşleşmişti bizimkiler..İki takımda kendi evlerindeki 2 maçı rahat denebilecek şekilde kazanmıştı..Gerçi Lakers biraz daha zorlanmıştı kendi evindeki maçlarda fakat yine de durum 2-2 ye gelmişti…En kritik maçda ise SBC Center’da oynanan maçda Spurs farkı 20 lere kadar çıkarmıştı fakat bir sene önceki gibi yine Kobe ve Lakers geri gelmeyi başarmış ve iş son topa kadar kalmıştı..Robert Horry eline gelen son topu potaya atarken tereddüt etmemişti ve top inanılmaz bir şekilde potanın içinde çalkalayarak dışarı çıkmıştı..Bugun bile arşivimden o maçı izlerken halen içim cızzz eder o topun çemberde çalkaladığını gördüğümde…Neyse ki o top girmemiş ve Spurs 3-2 öne geçerek Staples Center’a son 3 yılın arka arkaya şampiyonunu elemek için gitmeyi başarmıştı..O maçı izlemek için çok çabalar sarfetmiştim ama ne yazık ki karşılaşmayı yayınlamayan televizyonlarımız sayesinde izleyememiştim..Sabahın 6 sında arkadaşımdan gelen mesaj sesiyle uyanmıştım ve evet Lakers’ı eledikkkk yazıyordu..Deplasmanda adeta bundan önceki kaybedilen 2 serinin acısını çıkarırcasına eze eze yenmişti Spurs Lakers’ı…O seride Duncan’ın 2 takım oyuncuları arasında da asisstde lider olduğunu belirtmeliyim..Lakers’da herkes saha kenarında göz yaşlarına boğulmuşlardı.Aman Allah’ım bu ne kadar inanılmaz bir zevkdi..Fisher’ı Kobe’yi ağlarken görmek hem de Spurs’un eze eze yendiği ve elediği bir maçdan sonra…O maçın arkasından Kobe aynen şöyle demişti ‘’Bugun yenildik ve elendik.Şimdi bahane bulmaya çalışsam binlerce bahane sayarım sizlere.Fakat bunu yapmayacağım..Gelecek sene daha çok çalışıp ünvanımızı geri almaya çalışacağız.’’

Geldik o meşhur sezona…2003-2004 sezonunda 2 takım bir kez daha batı yarıfinallerinde yine bir erken final mücadelesi yapıyorlardı..Bir önceki sene olduğu gibi 2 takım da kendi evlerindeki maçları rahat kazanmış ve bir kez daha en kritik maç SBC Center’daki 5.maç olmuştu..O dönemde serinin ilk 4 maçını NTV’den izleyebilmiştik fakat ne hikmetse en kritik maçı yine yayınlamıyordu NTV ve ben bu sefer televizyonun teletext sayfasından bu maçın sadece skorlarını canlı takip ediyordum..Sayfa her yenilendiğinde gecenin 4 ünde canım daha da bir sıkılıyordu..Çünkü Lakers farkı 22 lere kadar çıkarmıştı..Bu fark 3.çeyreğin ortalarına kadar da bu civarlarda gezindi durdu..O kadar cok üzülmüştüm ki yatıp uyumaya karar vermiştim vermesine ama uyuyamıyordum.Televizyonu tekrar açtım ve o da nesi Spurs farkı eritmişti ama halen 4 sayı gerideydi..Saatime bakıyorum maçın son anlarının oynandığını tahmin ediyor ve dua üstüne dua ediyordum maçı Spurs’ün kazanması için..Teletext sayfası bir kez daha yenilenmişti ve 1 sayı ile Spurs önde görünüyordu..Adeta yalvarıyordum haydi bitti yaz diye ama bir türlü maç sonucu yazmıyordu.Sürekli 4 p yazısı duruyordu skorun yanında…Tam yarım saat bu şekilde sayfa yenilenmeden kaldı..Sonra ne mi oldu o lanet olası sayfa yenilendi ve yenilenmesiyle beraber o benim beklediğim maç sonucu yazısı yazıyordu ekranda.Fakat bu sefer bir sayı farkla Lakers’ın maçı kazandığını gösteriyordu..O gece hiç uyumadan sabah olmasını bekledim ki İnternetkafe’ler açıldığında gidip o geçmek bilmeyen son anlarda neler olduğunu öğrenebileyim..Bir umut halen teletext sayfası açık duruyordu belki skoru düzeltirler ve maçı Spurs’un kazandığını yazarlar diye bekledim sabah 9 a kadar…Ama sayfa değişmemişti…Dağılmıştım resmen..İnteretkafeye gidip o dönemde bazı yazılarımın da yayınlandığı basketbolseverler.com’u açtığımda bir de ne göreyim 0.4 saniye ve o nefret ettiğim adam olan Fisher topu potaya düzgün bir şekilde sallıyor…Hissettiğim hınç,nefret,üzüntü anlatılamaz boyuttaydı..Bir sene önceki zafer duyguları yerini belki de daha derin bir hüzüne bırakmıştı…Bir önceki seneden farkı neydi Spurs’un derseniz ben size Hidayet Türkoğlu’nun rezil şut performansı Spurs’e Lakers serisini kaybettirdi derim.2003 deki Stephan Jackson’ın üstün performansı ceza sutlarındaki başarısının yarısını bile gösterememişti Hidayet…Bir sonraki maç Staples Center’da Lakers’ın üstünlüğüyle sona ermiş ve Spurs 4-2 ile elenmişti hem de çok dramatik bir şekilde..Gerçi o sezon finalde Detroit’in Lakers’ı ezmesi bir nebze olsun yarama merhem olmuştu ama başkasının şeyiyle şey yapmak gibi olduğundan beni kesmemişti…

Yazımızın resminde de gördüğümüz pozisyonda aslında Spurs bir hata yapmış ve topu oyuna sokan Payton’i boş bırakmıştı.Bu taktiği denemelerindeki amaç son topu kullanacaklarını düşündükleri Kobe’yi 2 kişi ile savunmaktı..Fakat kalan süre 0.4 saniyeydi ve o sürede kim olursa olsun yapacağı tek şey topu potaya savurmak olacaktı..Oysaki topu oyuna sokan oyuncunun önüne çizgide bir Spurs’lü dursaydı o pası o kadar net görüp rahat bir şekilde Fisher’a ulaştıramazdı ve belki de şampiyonluğa Spurs uzanırdı..Aslında beklenmedik anda beklenmedik şekilde fırlamıştı Fisher bunu son anda farkeden Ginobili son bir gayretle bu inanılmaz şutu engellemeye çalışmış ama başaramamıştı..Şanslı bir şut diyemeyeceğim çünkü bu fırsatı verirsen o seviyedeki oyuncular böyle mucizelere imza atarlar..Bir benzeri şekilde zor bir şutu önceki hücumda da Duncan baskete çevirmişti..Arka arkaya 2 inanılmaz son saniye şutuyla el değiştiren bir başka bu kadar önemli bir maç ben hatırlamıyorum..

Daha sonraki sezonlarda Shaq’ın Lakers’dan Kobe’nin kaprisleri ve ayak oyunları sayesinde ayrılmasıyla Lakers bu rekabetde çok gerilerde kaldı..2005-06-07 yıllarında Spurs 2 sampiyonluk daha kazanırken Lakers bu sezonlardan birinde Play-Off’a bile kalamazken diğerlerinde Phoenix’e ilk turda elenmişti..Zaten son 10 yılın en iyi takımı oylamasında Lakers’ı geride bırakan Spurs Lakers’ın bu durgun dönemi sayesinde bu ünvanı kazanmıştır..2008 Play-Off’larında bu sefer batı finalinde eşleşen bu iki takımın mücadelesini Ginobili’nin sakatlığı belirlemişti..Tartışmalı bir hakem kararı ile(bence yanlış olan bir hakem kararıyla) kritik 4.maçı kaybeden Spurs Ginobili’nin bileğindeki sakatlık nedeniyle bu seride elenmekten kurtulamamıştı..Aslında geçen sezonun ardından kadroyu yenilemek ve dinamizm katmak adına bu sene transfer sezonunda iyi hamleler yapan Spurs yeniden kendine gelecektir diye düşünüyorum..Yani yine NBA’in ağırsıklet unvan maçını bu sene batı finallerinde görebiliriz…

18 Aralık 2009 Cuma

Geçmiş Zaman Olur Ki...Mike Tyson-Michael Jackson-Michael Jordan...




Şu resime baktığımızda 80’lerin tartışmasız en büyük 2 ismini 2 Amerikan İkon’unu yan yana görüyoruz…Birisi tüm dünyayı şarkıları ve danslarıyla adeta hipnoz eden Michael Jackson diğeri ise ağırsıkletin en heyecan verici,reytingi en yüksek ve yine Jackson gibi insanları büyüleyen Demir Mike Tyson…

Bugunde ve geçmişe baktığımda spor ve müzik dünyasının en büyük efsane isimlerinin 80’lerde yaşadığını düşünürüm hep..Bir zaman makinesi olsa bu yaşımla 80’lerin o muhteşem efsanelerinin rekabetlerine gitmek isterdim…Şöyle sıralayalım 1-Magic Johnson ve Larry Bird rekabetinin en sert ve en üst seviyede yaşandığı yıllardı 2-Dünya futbolunun gelmiş geçmiş en büyük ismi Maradona’nın zirve dönemiydi 3-Michael Jordan’ın belki şampiyonlukları kazandığı yıllar olmasa da en heyecan verici oyunlarını oynadığı gençlik yıllarıydı(88’de sayı krallığı,normal sezon ve All-Star MVP’si ve en etkileyicisi yılın en iyi savunma yapan oyuncusu seçilmişti.All Star’daki smaç yarışması birinciliği de cabası..Aynı sezon hem normal sezon MVP’si hem de yılın en iyi savunmacısı ödülünü kazanan tüm NBA tarihinde sadece 2 oyuncu vardır.88’de Jordan ve 94’de Hakeem Olajuwan.) 4-Mike Tyson’ın Mike Tyson olduğu yıllardı 80’ler..Özellikle 86-87-88-89’lu yıllardaki Tyson bugun bile halen tüm boks tarihinin en dominant,ilgi çekici ve etkileyici boksörüydü...5-Avrupa basketbolunun halen gelmiş geçmiş en büyük oyuncusu olarak kabul edilen Drazen Petrovic’in de altın çağlarıydı 80’ler.. 6-Michael Jackson’ın halen kırılamamış satış rekorları kıran albümleri de yine 80’lerde piyasaya çıkmıştı.82’deki ‘’Thriller’’ albümü halen tüm dünyada gelmiş geçmiş ve belki de gelecek en çok satan albüm konumundadır.. .Bu liste ilk planda aklıma gelenlerden sadece bir kaçı..

Maalesef efsanelerin efsane pozlarına Don King denen boksun akbabası gölge düşürmüş.Gerçi o yıllarda hatta bu yıllarda bile ünlü bir boksör varsa o civarlarda muhakkak tepede leş yiyen akbaba Don King de bulunur.En çok merak ettiğim şey bu adam hiç mi yaşlanmaz ve ne zaman ölecek..Şimdi 79 yaşında olan bu akbaba bundan 20 yıl önce de aynı görüntüsündeydi halen de aynı görüntüsünde.Yani Ajda Pekkan yarışabilir sanırım bir tek Don King ile…’’Kefenin cebi yok’’ sözünün en büyük kanıtı için bu Don King’in ölmesini bekliyorum.İnşallah ondan önce ben gitmem öteki tarafa…

Mike Tyson-Michael Jackson-Michael Jordan…Bu muhteşem Mike’lardan acaba hangisi daha büyüktü..Elbette ki farklı alanların farklı efsaneleri..Farzedelim ki 3’ü de aynı spor dalını veya aynı sanatı icra ediyor olsunlar..Hem de en formda ve zirvede oldukları 80’li yıllarda olsunlar..Kim kimi yenerdi,kim daha çok şampiyonluk kazanırdı,kimin albümü daha çok satardı???? Zor bir soru sanırım…

13 Aralık 2009 Pazar

Vitali BABA Diyor Ki ''Uçtu Uçtu Kuş Uçtu''

video


Vitali ‘’BABA’’ Klitschko İsviçre’de karşılaştığı Amerikalı rakibi Kevin Johnson’ı eze eze yenerek WBC kemerini bir kez daha başarıyla korudu…

Karşılaşma öncesinde Vitali’nin rakibi olan Johnson hakkında kimse çok fazla bir bilgiye sahip değildi.Hani futbolda avrupa kupalarında eşleştiğimiz tanınmamış takımlar için kullanılan ‘’Kapalı Kutu’’ tabiri vardır ya işte Johnson da tam bir kapalı kutuydu.Gerçi karşılaşma boyunca gördük ki biraz fazla kapalı ve bir kutu bile ondan daha çok boksör…Bir boksör için unvan maçına çıkma şansı belki kariyerinde bir bilemedin iki sefer gelir..Hele hele Kevin Johnson gibi kum torbaları için bir kere bile böyle bir şansı yakalaması büyük bir nimetken bu şekilde ruhsuz ve bir boksöre yakışmayacak bir şekilde maçı tamamlaması onun adına çok ama çok büyük bir ayıp ve hayal kırıklığıdır.Elbette karşılaşma boyunca saldırsın diye kimse bir şey diyemez.Fakat maç öncesi bir taktiğin vardır ve bu taktiği neden kurarsın elbette ki müsabakayı kazanmak adına kurarsın..Koskoca 12 Raund boyunca bir kez dahi karşılaşmayı kazanmak adına en ufak bir atak yapamadı.Aslında yapmak istemedi çünkü atak yapıp verdiği her açıkda ağzının ortasına çenesinin çatına Vitali’nin yumruklarını daha bir etkili alacağını biliyordu..Arreola ile bu Johnson denen kum torbasını karşılaştırmam bile..Arreola’daki yüreğin 10 da 1 ‘i bile yok bu Kevin Johnson’da..Hatta eski Phoenix gardı Kevin Johnson çıksa karşılaşmaya o bile bu kum torbasından daha yürekli mücadele ederdi..Bir boksör savunma yapar elbette hatta bu savunma boksün olmazsa olmazıdır fakat bu savunmanın üstüne maçı kazanmak adına yeri geldiğinde hücum da eder..Ve bir boksör ne yapar diye sokaktan geçen alakasız bir adama sorsak o bile der ki boksör yumruk atar..Bu adamın sol direk hariç yumruk atmaya bile teşebbüsü ve yüreği yok..

Vitali baba 12 raundun tartışmasız ve su götürmesiz 12 sini de aldı..Bir tane dengesiz gözüne gözlük gereken hakem 1 tanecik raundu Kevin kum torbası Johnson’a vermiş.Hemen hakemlik lisansını assın duvara ve bu işi bıraksın..Karşılaşma boyunca durmadan sopa yiyen ve tek bir yumruk dahi atamayan sadece tek tük sol direkler vurabilen bir adama 1 tek raund bile vermek bırakın hakemliği insanlığa bile sığmaz…

Hani bir şehir efsanesi vardır Vitali ve Wladimir’i sevmeyenler uydurmuşlardır bunu da.Reach mesafesi kendilerinden uzun olan boksörlerle karşılaşmıyorlar karşılaşssalar zorlanırlar veya kaybederler derler bu anti-Klitschko’cular..İşte reach mesafesi Vitali’den fazlaydı hatta savunma ve dayanıklılık anlamında da iyi diyebileceğimiz bir boksördü sonuç??Sonuç aynı hep aynı 12 raund boyunca sopa…Vitali’nin büyüklüğüne şu açıdan bakarsak daha da iyi anlayabiliriz aslında…Arreola o kadar yürekli ve o kadar rakibin üstüne giden ve baskı kuran bir tarzda mücadele etmesine rağmen Vitali onun taktiğine en uygun şekilde ayak uydurdu ve Arreola’yı bitirdi..Bu seferse tam tersi kendisini iplere yaslayan ve sürekli geri çekilen bir rakibe karşı da bu sefer üstüne giderek 12 raund boyunca Johnson’ı ezdi ve yine kazanan Vitali oldu..Düşününsene Johnson bundan önceki maçlarını genellikle sayıyla kazanan bir boksör.Yani nakavtçı bir yapısı yok..Bu sayıyla maçlarını genellikle kazanan yani karakteri sayıyla maç kazanmak olan Johnson’ı Vitali sayıyla hem de 120 ye 108 açık ara eze eze yeniyor..Bir boksörden daha ne beklersiniz..Uçmasını mı bekliyorsunuz..Zaten onu da yapacaktı nerdeyse 12.raundda..Havada kuş var bak havaya derken Vitali kanatlansa şaşırmazdım..

Vitali maç boyunca sürekli rakibine baskı kuran ve elbette kazanmayı daha çok isteyen taraftı.Aslında meydan okuyan boksörün daha çok kazanmayı istemesi ve daha yürekli ve cesur bir maç çıkarması beklenir ki zaten bunları da yapmazsa ne gibi bir şansı olabilirdi? Sürekli yere eğilip yumruklardan kaçmaya çalışan bir Johnson ve bıkmadan usanmadan sürekli vuran bir Vitali..Öyle bir şampiyon ki maçı kazandığı zaten bariz belli olmasına rağmen rakip üzerindeki baskısını hiçbir raundda azaltmadı hatta artırarak devam etti.12.raundun sonunda bile halen saldıran taraftı..Normalde şampiyon kemer sahibi boksörler bu gibi maçlarda önde olduklarında risk almazlar ve rakibin üstüne gitmezler ve maçı sayıyla bitirmeye bakarlar.Ama işte Vitali normal bir şampiyon değil bunu iyi anlamamız gerekiyor..Hemen şunu da ekleyeyim Johnson yere eğildiğinde Vitali’nin kesinlikle aparkatlarını konuşturması gerekiyordu..Bunu maç boyunca pek yapmadı..Repertuarında aslında aparkat yumruğu da var Vitali’nin ama bunu çok fazla etkili şekilde kullanamıyor veya kullanmıyor..Bu yaştan sonra da kullanmaz diyemiyorum çünkü öğrenmeye ve yeni şeyleri en etkili şekilde kullanmaya doymayan boks aşığı bir şampiyondan bahsediyoruz..

Karşılaşma öncesi George Foreman-Lennox Lewis ve Evander Hollyfield’ın ışık sovu eşliğinde Vitali ile ilgili konuşmaları yayınlandı..Bir benzeri Vitali’nin 4 yıl bokse ara verdikten sonra geri döndüğü maç olan Samuel Peter maçında da yapılmıştı ve son derece etkileyici ve eğlenceli olmuştu..Şimdi bu 3 eski şampiyon neler söylemiş bir bakalım.. George Foreman : Hey Vitali boks tarihinin en iyi sol direklerine ve arkasından en iyi sağlarına sahipsin belki de haydi göster kendini… Lennox Lewis: Vitali dostum sen halen boks mü yapıyorsun inanamıyorum sana.Bana baksana çoktan göbek bağladım ben.Bu çocuk sana rakip olamaz. Evander Hollyfield: Vitali sen benim de belki ileride rakibim olacaksın ama bu seni takdir etmeme engel değil..Bugün kazanmanı istiyorum ve biliyorum kazanacaksın..İşte eski şampiyonlar Vitali’yi böyle onurlandırdılar karşılaşma öncesi.Vitali de onları haksız çıkarmadı ve gerekeni ringde yaptı…Görüntülerden ve konuşmalarından da anladığım kadarıyla Lennox’un bokse dönüp Vitali ile karşılaşmayacağı da çok belli oldu..

Şunu unutmamak gerekiyor..İyi boksör iyi rakibi karşısında çok daha etkili ve iyi görünür..Bu hemen hemen her spor dalında böyledir.Johnson o kadar donuk ve etkisiz bir boksördü ama ona rağmen Vitali gerekeni gerektiği kadar hatta bazen gerektiğinden de fazla yaptı..Örneğin Phoenix-Denvar maç yaparlarken hızlı hücumlar ve seyir zevki üst noktaya çıkar..Fakat yarı saha basketbolunu daha çok seven ve toplam hücum sayısını hem kendi adına hem de rakibi adına en aşşağı seviyede tutan takımların örneğin eski Detroit ve Indiana’nın maçları etkili rakiplerinin de kendi seviyelerine inmelerine sebep olmaktadır..Hem yeri geldiğinde hızlı hücuma ayak uyduran hem de yeri geldiğinde savunma ağırlıklı yarı saha basketbolunu oynayabilen San Antonio ve Lakers gibi takımlar ise gerçek şampiyonlar olmayı başarmışlardır hep..İşte Vitali de tıpkı San Antonio Spurs gibi komple ve şampiyon karakterde bir boksör..

Zenci sporcular ve özellikle boksörlerin gevşekliği hatta çoğu zaman ahlaksızlıklarını hepimiz biliriz.Dün de eminim ki Kevin Johnson karşılaşmanın büyük bölümünde Vitali’ye küfretti veya aşşağılayıcı sözler kullandı..Vitali gibi bir centilmen ve boksün efendisi bir adamı bile artık bu sözler çileden çıkartmaya yetecekti az daha..Gerçi Vitali’yi kızdırmanın cezasını son iki raundda iyice sersemleyerek ve çok daha etkili yumruklar alarak ödedi Kevin Johnson..Bilmiyorum belki bazılarınıza ırkçılık gibi gelebilir ama siyahi sporcuların bir çoğunu sevmiyorum sevemiyorum…

Gönül ne bar ister ne de meyhane gönül Vitali’yi uzun yıllar daha izlemek ister başka her şey bahane…(Not: Compubox istatistiklerine göre Vitali bu maçtaki performansıyla Compubox tarihinde bir maçda en fazla jab çıkaran boksör olmuştur.Tam 749 jab yani sol direk...Owen Beck'in 600 Jab'lik rekorunu da bu şekilde tarihe gömmüş oldu Vitali..Ağırsıkletde isabet eden toplam Jab sayısında ise rekor David Tua maçındaki performansıyla Lennox Lewis'e ait.O maçda Lewis tam 243 isabetli Jab çıkarmıştı..Vitali-Johnson maçının compubox istatistikleri ise şöyle:Vitali toplamda 1013 yumruk çıkarmış ve yüzde 29 isabet oranıyla 298 yumruk isabet ettirmiş.Johnson ise 332 toplam yumruk savurmuş ve sadece 65 inde isabet bulabilmiş.Jablerde ise Vitali 749 toplam jab çıkarmış ve bunların 157 sinde isabet bulmuş.Güya Jab'leriyle meşhur Johnson ise toplam 278 jabinin sadece 60 ında isabet bulabilmiş.Power punch yani etkili yumruklarda ise inanılmaz ezici bir üstünlüğü göze çarpıyor Vitali'nin..Toplam 264 Power Punch'dan yüzde 53 oranla 141 tanesini isabet ettirmeyi başarmış Vitali..Johnson ise sadece 54 Power Punch'dan 5 tanesini isabet ettirebilmiş ve yüzde 9 luk bir oran yakalamış...)

PANTANI , ARMSTRONG , MONT VENTOUX : Bir Nostalji

video

Dünya Yasta : Şok,Dehşet,Kuşku,Acı
La Gazzetta dello Sport bu ifadeleri kullanmıştı bu tırmanış uzmanının arkasından …

Marco Pantani hemen hemen herkes tarafından tüm zamanların gelmiş geçmiş en büyük tırmanışçılarından biri olarak kabul edilir.Hiç tahmin edilemeyecek zamanlarda atak yapar ve en dik eğimli tepeleri inanılmaz hızla tırmanırdı.Havanın soğuk ya da yağışlı olması onun için hiç fark etmez, tek başına acımasız ataklarını gerçekleştirirdi.1998 Tour de France bunun için en iyi örnektir.Tour de France ve Giro’yu aynı yıl içinde kazanarak hem sarı hem de pembe mayoyu aynı yıl içinde giyme başarısı göstermiş ender sporculardan biridir.

Lance Armstrong “tarihin gördüğü en büyük tırmanışçı” olarak nitelendirmiştir Pantani’yi.

Bununla birlikte Pantani’nin adı sık sık doping skandalları ile birlikte anılır olsa bile İtalyan sporcu ülkesinde en sevilen sporcular arasındadır hep.

Pantani yarışları boyunca inanılmaz taraftar topluluklarından inanılmaz düzeyde destek görmüştür.Bu durumdan oldukça etkilenen Britanyalı bisikletçi Charly Wegelius bir anısını şöyle anlatır;

”Giro’nun ilk dağlık etabında Pantani’yle birlikte tırmanıyorduk-son birkaç kilometre kala ben Sergei Gontchar’ın önündeydim.Pantani arkamızda kalmıştı.”

“Pantani’ye verilen destek inanılmazdı.Taraftarın çıkardığı gürültü inanılır gibi değildi, aldığı desteğin boyutunu tarif edemem.Sağır olmuştum.Genç-yaşlı herkes ona destek oluyordu.”

“O birkaç kilometreyi hayatım boyunca unutmayacağım.Hala düşündükçe tüylerim diken diken olur.”

14 Şubat 2004’de Rimini’de otel odasında ölü bulunan Pantani’nin ülüm nedeni aşırı dozda alınan uyuşturucu olarak açıklanmıştı.
Bazı çevreler kendisini kötü yola sürüklenen bir sporcu olarak görse de aslında tarihin sembol olmuş isimlerinden biridir Marco Pantani.

2000 Tour de France , Pantani-Armstrong düellosu ile sembolleşmiştir.Hiş şüphesiz Mont Ventoux tırmanışı Tour de France tarihinin en unutulmaz anları arasındadır.Lance Armstrong inanılmaz bir atak gerçekleştirmiş ve finişe yaklaşırken Pantani’ye hediye etmiştir yarışı .Ama Tour de France’ın en önemli etaplarından biri olan Mont Ventoux’yü hiç kazanamamasından dolayı sonrasında bunun pişmanlığını yaşamıştır.

Pantani bu olay sonrasında Armstrong’un etabı kendisine vermesiyle “küçük düşürüldüğünü” söylemiştir.
Armstrong ise “Benim yaptığım klas bir hareketti.Kendisinden daha klas olmasını beklerdim.Davranışıyla hayal kırıklığına uğradım” demişti.
Yazan:Ahmet Altuntaş

11 Aralık 2009 Cuma

Ribaund Can Alır Can Verdirir...




Yapılan derin araştırmalar ve anketlere göre bir basketbol maçında karşılaşmanın kaderini belirleyen en önemli etkenin ribaund olduğu belirlenmiştir.Yani bir maçın kazananını öğrenmeden önce istatistik kağıdındaki ribaund bölümüne bakmak bize çok önemli bir gösterge olacaktır.Ribaundlarda ezilip maç kazanan takımlar için istisnalar kaideyi bozmaz denilebilir ancak.İşte Efes Pilsen de o istisnalardan birini Partizan deplasmanında gerçekleştirecekti ama olmadı.Yani yine bizim istatistik kağıdındaki ribaund faktörü haklı çıktı ve 20 hücum ribaundu yapan toplamda 40 ribaund alan Partizan maçı da kazandı.Buna karşın Efes toplamda 19 ribaund alabildi.Karşılaşma için söylenecek çok şey var ama uzun zamandır bu kadar heyecanlı ve çekişmeli bir maç izlememiştik.Bir defa Partizan gibi genç takımların palazlanmasına izin vermeden baştan maça ağırlığını koyman gerekiyor.Hele hele 15 bin seyircinin önünde(resmi sayı 15 bin ama yarattıkları etki 50 bin) oynuyorlarsa.Özgüvenlerini kazandırırsanız seyircinin itici gücü ve basiretsiz hakem kararlarıyla beraber son saniyede son topda da olsa maçı kazanırlar..Efes gruptan çıkar çıkmaya ama bu ribaund işine çözüm bulmak şart.

Resimdeki iki efsane Larry Bird ve Magic Johnson boşuna ortadaki bir ribaund için mücadele etmiyorlar.Biliyorlar ki ribaund işin en can alıcı noktası.Şöyle bir özetleyeyim ribaundun basketboldaki önemini: 1-Net aldığınız ribaund hücuma erken çıkmanızı ve kolay sayı bulmanızı sağlar 2-Aldığınız her savunma ribaundu rakibin daha az hücum etmesine sizin de daha çok hücum etmenize sebep olur 3-Aldığınız hücum ribaundu muhtemel bir pota altından kolay ve yakın sayı bulmanızı sağlar.4-Aldığınız hücum ribaundu muhtemelen içeri gömülmüş ve dengesiz yakalanmış rakip savunmaya dışarı çıkaracağınız bir topla 3 sayılık cezayı kesmenizi de sağlayabilir.5-Rakipden aldığınız her ribaund özellikle hücum ribaundu rakibin moralinin bozulmasına,oyundan düşmesine ve sinirlenmesine neden olur sizin ise tekrar tekrar hücum etmenin verdiği sıcaklıkla daha çok sayı ve moral bulmanızı sağlar. 6-Aldığınız hücum ribaundu rakibin olası bir hızlı hücumunu keser ve yine olası bir faul yapmalarına sebep olabilir.7-Ribaundu oyun kurucunuz aldıysa eğer hızlı hücumdan rakibi avlamanız çok daha kolay olacaktır…

Aklıma ilk planda gelen bu 7 maddeye baktığımızda sanırım ribaundun önemini çok daha iyi kavrayabiliyoruz.Takım olarak ribaunda katkı yapmak çok önemlidir.Zira zaten hem rakibin hem de sizin uzunlarınız o top için mücadele edecekleri için top iki üç defa sekebilir ve her iki takımda kontrolüne alamayabilir.İşte bu anlarda kısalardan gelecek destek çok önemlidir.

Ribaund elbette ki uzun boyla doğrudan ilişkilidir.Ama uzun oyuncu her zaman ribaundu alır diye bir şey yoktur.İyi yer tutan ve her seyden önemlisi daha çok isteyen oyuncunun ribaundu alma şansı her zaman daha fazladır.Olurda top çok alakasız bir yere sekerse o zaman da işte kısaların ribaunda konsantre olması ve ribaundu alması gerekir.Unutmadan ekleyeyim ribaund alabilmek için bir de hissiyatınızın çok gelişmiş olması gerekir.Yani kokusunu alacaksın pozisyonun ve ona göre pozisyon alacaksın…

Bazı pozisyonlarda görüyoruz ki oyuncular aslında alamayacakları bir ribaund için bile mücadele ederler.Evet o ribaundu alma ihtimallerinin çok düşük olduğunu bilirler fakat burdaki asıl amaç rakibin pozisyonunu bozup zorlaştırmak ve savunmanın net bir ribaund alıp hızlı hücuma çıkmasını ve sizi gafil avlamasını önlemektir.Okuyanlar diyordur ki o kadar da derin düşünülmez ya diye söyleniyorlardır ama işte zaten basketbolun güzelliği o kadar derin düşünülmesinde ve bir satranç oyunu gibi her hamlenin çok hayati sonuçlar doğurabilmesindedir…

8 Aralık 2009 Salı

Yok Ginobili Gibisi...

video

Kelimelerin tarif etmekte yetersiz kaldığı bu Arjantin’liye hayran olmayan veya sevmeyen tek bir basketbolsevere rastlamadım daha.Ginobili için söylenen en güzel sözü çalıştığı koçlardan birisi şöyle ifade ediyor‘’Ginobili’nin ruhu diğer herkesden farklı bir melodiyle dans ediyor’’

Bir San Antonio taraftarı olarak belki Ginobili’ye daha da bir sempatiyle bakıyor da olabilirim fakat izleyenler zaten bilir izlemeyenler de videodaki görüntüleri izleyince bana hak vereceklerdir.Son zamanlarda Manu Ginobili olarak bilinen basketbolcunun asıl adı Emanuel Ginobili’dir.Kariyerine 95 yılında başlayan Ginobili İtalya’da 2 yıl Calabria’da oynadıktan sonra 2000 yılında Kinder Bologna’ya transfer olmuştur.Avrupa kariyerinin zirvesine Kinder’de çıkan Ginobili 1999 Nba draftında San Antonio Spurs tarafından 57.sırada seçilmiştir.Yani Ginobili’den önce 56 kez bu muhteşem çocuğu es geçenlerin resmen basketbol dünyasından sürgün edilmesi gerekir diye düşünüyorum.En erken uyanan her zaman oyuncu bulmakda ve sistemine monte etmekde dünyanın belki de en iyisi olan Spurs olmuştur.Ginobili Spurs’de daha çaylak yılında kenardan gelerek takıma çok büyük katkı sağlayarak takımını şampiyonluğa taşıma konusunda önemli roller oynadı.O seneden hatırladıklarım batı yarı finallerindeki Lakers’ı eledikleri seride yaptığı katkı ve tabi ki o meşhur Shaq’ı vücudunda kemik olmayan bir insanın yapabileceği bir hareketle çalımlamasıdır.O videoyu ayrıyetten yayınlayacağım.2005’deki şampiyonlukda Detroit’in boğucu savunmasında kilidi açan en önemli rolü de yine Ginobili oynamıştı hatta o seride kesinlikle finallerin en değerli oyuncusu seçilmeliydi.2007’de de Cleveland karşısında 3.şampiyonluk yüzüğünü parmağına takmıştır Ginobili..

Nba’de Ginobili’den en çok çeken takım sanırım Phoenix Suns olmuştur.Muhtemelen Manu olmasaydı Phoenix ya 2005’de yada 2007’de en az bir tane şampiyonluk kazanacaktı.Yazının başında bu çocuğu sevmeyen yoktur dedim ama sanırım Phoenix’lilerin bu kötü anılar yüzünden oyununu sevseler bile Ginobili denince tüyleri diken diken oluyordur sanırım..

Şimdi Ginobili’nin kariyerinden muhteşem notlar verelim. Ginobili basketbol tarihinde Eurolig'i kazanan, NBA'de şampiyonluk yüzüğünü takan ve olimpiyatlarda altın madalya alan Bill Bradley ile beraber 2 oyuncudan biridir.Yani tam anlamıyla winner bir oyuncu Manu..Şimdi sıkı durun 2009 yılında yapılan araştırmaya göre son 5 yılın en iyi krtik zaman(son 5 dakika içinde) yüzdeyle hücüm eden,şut sokan ismi Emanuel Ginobili’dir. %66 isabetle son 5 yılda son 5 dakikalarda tüm NBA’de Manu 1 numaradadır.Tek tek aldığı ödülleri kazandığı başarıları yazmayacağım .San Antonio’yu dikkatle takip edenler bilecektir ki Popovic Manu’yu normal sezonda çok fazla zorlamasa da Play-Off’larda ipleri tamamen Manu’ya verir ve en çok sorumluluğu alan oyuncu olur Ginobili.

Mükemmel karakterde bir insan olmasının yanında oyuncu özellikleri son derece etklieyici.Sırayla yazalım. 1-Mükemmel bir oyun bilgisi ve basketbol zekası 2-Dünyada çok nadir oyuncularda bulunan olağanüstü bir saha görüşü 3-Son derece hızlı eller ve üstün hissiyatı sayesinde çaldığı toplar 4-Bir beyaz oyuncudan beklenmeyecek derecede atletik bir yapı 5-Mükemmel bir top hakimiyeti 6-Hızlı ve inanılmaz delici bir oyun karakteri 7-Hızın yanında bu hızı kontrol edebilen,bencil olmayan ve her daim takım arkadaşlarını oyuna katan ideal bir oyuncu 8-Bir Ray Allen olmasa bile üst seviyede bir şutör 9-Nba’de bir tek Dwayne Wade’in yarışabileceği ani yön değiştirme özelliği 10-Nba’de belki de Jason Kidd ve Steve Nash’den sonra pasör özelliği en üst düzey oyuncu. Belki daha saysam bu ve bunun gibi onlarca özelliğini sayabilirim.İlk aklıma gelenler bunlar.

Nba’de son 10 yılı Lakers ile birlikde domine eden Spurs bu etkinliğini sağlarken en çok kullandığı temel oyunda Duncan ile beraber başrolü Manu Ginobili oynamıştır.İçeri Duncan’a indirilen bir top Duncan’a olmazsa olmaz yapılan bir ikili sıkıştırma ve bir uzuna oranla çok ama çok iyi bir pasör olan Duncan’ın dışarda Ginobili’yi bulması ve Manu’nun ya ceza şutunu kesmesi ya içeri dalıp savunmanın dengesizliğinden yararlanıp sayıyı bulması yada seri paslaşmalarla daha müsait durumdaki takım arkadaşlarını bulması sonucunda biten hücumlar.San Antonio’nun en temel ve her daim en kritik zamanlarda denediği taktik her zaman bu olmuştur.Ne zamanki Ginobili sakat ve oynayamazsa o zaman Spurs özellikle hücumda çok ama çok zorlanmakta.Geçen sezon bir sabah uyandığımda arkadaşım Murat’ın Ginobili’nin sezonu kapattığını söyleyen mesajını aldığımda o anda Spurs’ün de sezonu kapattığını anlamış ve çok üzülmüştüm.Ginobili’nin sakatlığı her zaman ayak bileklerinden olmuştur.Meşhur 2002 Indianapolis’deki bu bilek sakatlığı her zaman Manu’yu olumsuz etkiledi.Belki halen de etkiliyor ama her ne olursa olsun kazanma azminden ve olağanüstü yeteneklerinden her zaman enstantaneler sunmaktan geri kalmıyor Emanuel..Diyeceksiniz ki Ginobili’nin kariyerinde kötü olarak hatırlanacak hiç mi bir şey yok? Evet var o da 2002’de Bologna da kendi evlerinde yapılan Eurolig Final-Four’unda finalde Panathinaikos ve Bodiroga karşısındaki belki de kariyerindeki benim hatırladığım tek kötü anıdır.2001’de finalde Tau’yu 3-2 ile geçerken MVP seçilen Manu kendi evlerindeki bu finalde favori olan tarafdı.Fakat Avrupa basketbolunun her daim en kurt ve en winner oyuncusu olan Bodiroga’ya karşı o maçda hırsına yenik düşmüşdü Ginobili.Normalde içeri dalışlarıyla Kinder hücumlarını yönlendiren Manu o gün sürekli şut atmış ve genellikle de kaçırmıştı.Kötü olan şut kaçırması değil sürekli şut atmakda ısrar etmesiydi.Her oyuncunun kariyerinde kötü anları olabilir.Bu da Manu’nun kariyerindeki nazar boncuğu olsun diyelim..Aynı sezon Dünya Şampiyona’sında finalde Yugolara kaybederken de o meşhur bilek sakatlığ yüzünden çok fazla süre alamamıştı.Gerçi o final basketbol tarihinin 95 Avrupa Şampiyona’sı finaliyle beraber en rezalet en fiyasko maçlarından birirdir.Her ikisinde de Yugolar resmen kayrılmış ve şampiyon olmaları hakemler tarafından sağlanmıştı.Katledilen takımlar ise 95’de Sabonis’li Marculionis’li Litvanya ve 2002’de Ginobili’li Arjantin’di.

Zamanın ilerlemesine kendim yaşlandığım için değil Manu Ginobili gibi bir oyuncuyu izleyeceğimiz her günden çaldığı için kızıyorum ve üzülüyorum. Keşke sonsuza dek Emanuel Ginobili’yi izleyebilsek çünkü yok onun gibisi bir daha da gelir mi bilinmez…

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails