30 Nisan 2010 Cuma
DOCTOR FELİX VE REDD.LABEL'I TAKİP EDİN,PARALARI KAZANIN
29 Nisan 2010 Perşembe
28 Nisan 2010 Çarşamba
BİR YILDIZ OL PARLA , TA Kİ BİRİ GELİP SENİ SÖNDÜRÜNCEYE KADAR
Günün belki de yılın maçı oynanacak bugün Camp Nou’da.Inter 3-1 lik bir avantajla ve başında Mourinho ile geliyor.Diğer finalistin Inter olacağını düşünüyorum.Ne kadar avantaj olursa olsun bunu söylemek basit değil çünkü rakip Barcelona.Ama karşısında Mourinho var.Artık Inter demiyorum Mourinho diyorum.Mourinho bu maçı kısırlaştırmasını bilecektir.Topla oynama oranı büyük ihtimalle Barcelona lehine yüksek olacaktır.Ama pozisyon açısından öyle olacağını düşünmüyorum.Duran topların ön planda olacağını düşünüyorum.Maçın 2.5 altı ve berabere biteceğini düşünüyorum.Ama erken bir gol her şeyi değiştirir.Erken gol gelirse o golü yüksek ihtimalle Barcelona atar.Umarım bu olmaz.Koyu bir Real Madrid taraftarı olarak Barcelona’nın bu yıl Şampiyonlar Ligi finalinde Santiago Bernabeu’ya gelmemesi en büyük dileğim.Barcelona’yı durdurmak kolay bir iş değil.Ama Mourinho’ya güveniyorum.Bir yıldız ol parla ,ta ki biri gelip seni söndürünceye kadar.
Fenerbahçe Ülker ,Bornova Belediyesi ile eşleşti.Verilen handikaptan yararlanmak lazım.Fenerbahçe bu maçı kazanacaktır.Ama ilk yarı verilen handikabın aşılmayacağını düşünüyorum.Yazıyı okuldan geldikten sonra yazdığım için İsveç Ligi maçlarını kaçırdık.
Herkese bol şans!
TEK MAÇ :
535 Barcelona – Inter Alt / 0 2.15 / 3.75
KUPON :
541 Flamengo – Corinthians 1 1.85
719 Fenerbahçe - Bornova Bld. (7.5h) İY2 1.70
723 Den Nuggets - Uta Jazz (5.5h) 1 1.70
redd.label
UÇAKLI OYUN (RIVER RAID) VE KIRILAN COYİSTİK (!) KOLLARI ÜZERİNE

Sene 1990. İlkokul 2. ya da 3. Sınıftayım. Babamın dizlerine yapışmış, pasajlarda gördüğüm üzerinde kırmızı bandanalı Rambo resmi olan atari 2600’ü alması için babama yalvarıyorum. O zamanlar farkında değilim ama tam iki sene sonra Atari2600’ün üretimi duracak ve bu güzide konsol tarihin tozlu sayfalarına karışsa da, analog antenden Tv’ye bağlayıp, ilk oyun olarak karşınıza çıkan, joystick kırdıran, küfürler ettiren, sinirden ağlatan yandan gelen uçaklarıyla River Raid , nam-ı diğer uçaklı oyun unutulmayacak.
Pasaja geri dönelim. Yoğun ısrarlarım sonucu, vakti zamanında tetris almamanın vicdan azabıyla da yanıp tutuşan babam, nihayetinde konsolu aldı ve eve döndük. Döndük ama ne yazık ki o gece(hala o basitlikte bir konsolu kuramayışımıza şaşıyorum) konsolu karlı görüntüden kurtaramadık. Siyah kırmızı düğmeli joystickleri elime alıp sağa sola boş boş çeviriyordum. Derken nasıl oldu bilmiyorum, muhtemelen tv ve atari arasındaki bir tarafında TV--- diğer tarafında GAME yazan zımbırtıyla oynamam sonucu, karşımda ne olduğunu tam olarak çözemediğim, yeşil,mavi ve beyaz renklerden oluşan bir görüntü geldi. Kuş gibi bir şey uçuyor, gidiyor gidiyor, pat diye dikdörtgenimsi bir şeye çarpıyordu. Sonra tabi çözüverdik, onun efsane bir uçak olduğunu ve hedefine ulaşmak için ne zaman hareket edeceği belli olmayan gemilerden, sağdan soldan zart zurt diye çıkan uçaklardan, daracık tünellerden geçmesi gerektiğini.
Mucizevi bir şekilde tam 2 ay boyunca o zırt pırt kırılan kolları hiç kırmadan oynamayı başarmıştık kardeşim ve ben. O gece babam ve annemin şehir dışına çıkması gerekiyordu. Biz de yalnız kalamayacağımız için annemin süt kardeşi olan süt dayım’ı(!) çağırdılar bizimle kalması için. Daha önce bu koca adamı hiç görmemiştik. Babam tembihledi “Aman ha Hulki, fazla kalmasınlar Ateri’nin başında (tabi ateri derdik canım Atari firmasına), erkenden uyusunlar”. “Sen merak etme enişte” dedi Hulki dayım, “erkenden yatırırım ben onları”.
Kapıyı ardlarından kapattık, salona geçip bu gecenin son Uçak seferini yapacaktık ki Hulki dayımdan bir nara geldi. “Oooo, uçaklı oyun mu var lan burada? Oğlum biz bunu gahveyi kapattıktan sonra zebaha gadar oynuoz lan! Gaçılın bakayım kenara! Az mı gol kırdık a.na goyum.”
Kimdi bu adam Allah aşkına? Acayip bir şekilde konuşuyor ve bizim joysticklerimize “GOL” diyordu. Kırmak ? “Dayı biz iki aydır oynuyoruz, hiç kırmadık” dedi ince sesiyle kardeşim. Çoktan sigarayı ağzına koyan süt dayım “Siz bilmiyonuz, o yüzden gıramamışsınız. Hele ver hele!” dedi ve geçti Televizyonun karşısına. Yaklaşık bir saat boyunca ilk turdaki gemileri vurmaya çalıştı ve tam bölümü geçecekken köprüyü vurmayı unutup çarpıp durdu. Her vuruşunda daha önce duymadığım küfürler sallıyor ve joysticke uyguladığı şiddet artıyordu. Nihayet kolu sağa doğru öyle bir çekti ki, yüreğimden bir KITIRT sesi duydum. Akabinde kolun sağ tarafının boşalması ve süt dayımın “Aha da gırdım a…na goyum. Gördünüz mü?” demesi.
Gördük a.koyum gördük. İki aydır kırılmayan şeyi iki saatte kırdın. Helal olsun sana, bıçkın delikanlı.
Kırdığı kolu söküp attı ikincisini aldı eline. İlk bölümü geçebilmişti nihayet. Bir paket Maltepe’yi çoktan bitirmişti. İkinci bölümde sağdan beyaz bir uçak gelir. Hatırlarsınız. Yoktan var olmuş gibi çıkar ortaya ve hiç beklemediğiniz şekilde ölürsünüz. İşte benim Hulki dayımın kırılma noktası bu uçak oldu. “Ya sokacam lan bu martıya. Sağdan gelip düşürüyor her seferinde.” Ah benim zavallı küçük kardeşim, dayanamadı “Dayı o martı değil, uçak.”dedi. Tam o esnada yine çarptı dayım. Fitili atmıştı artık. “A… GOYUM, MARTI UÇAK MI DÜŞÜRÜRMÜŞ! GÜYA OYUN YAPMIŞLAR”! Kardeşim sandalyenin arkasında yine tekrar etti kendini “Martı değil Uçak o!” ÇAT YİNE ÖLDÜ.
“SOKACAM AMA MARTISINA!”
YİNE KARDEŞİM “MARTI DEĞİL UÇAK, DAYI!”
Uçağını bir türlü doğrultamayan süt dayım, artık tamamen zıvanadan çıkmıştı.
“YA NE S.KIMSE ARTIK A.GOYUM! MARTI, UÇAK, UFO, ARABA, UZAYLI. ÖLDÜRÜYOR MU BENİ ÖLDÜRÜYOR. A.KODUĞUMUN MARTISI!”
Gözlerimizdeki korkuyu gördü fakat durmadı en sonunda da noktayı koydu.
“GAH’IN YATIN YERİNİZE.”
Biz yerlerimize yattık, sabaha kadar salondan küfür sesleri geldi. Sabaha karşı sızmışız artık. Sabah uyandığımızda dayım koltuğunda uyuya kalmıştı. Tv açık. Uçaklı oyun kendi kendine birkaç bölüm gösterip, tırtıklı NEW GAME yazısını yineliyordu. İki joystick de parçalanmış, tornavidayla üst kısımları çıkarılmıştı. Anlaşılan dayım asla yapmaması gereken iç kısımdaki metal kısımlara dokunarak oynamaya çalışmıştı. Ellerine baktım. Parmaklarının uçları su toplamıştı artık.
Atari 2600 1992’de üretim olarak durdurulmuştu ama daha uzun yıllar biz uçaklı oyunu sanırım 30 kol daha kırarak oynamaya devam ettik. Kimimiz de çocukluk sendormu, kimimizde ise unutulmayan anılar bırakan bu Uçaklı Oyun’un yenileri yapılmış olsa da ilkinin yerini hiçbir şey tutmadı. İyi uçuşlar efendim.
27 Nisan 2010 Salı
GRIM FANDANGO TÜRKÇE YAMA

"
Evet arkadaşlar, nihayet beklenen çeviriyi bitirdim. 3-4 aylık dikkatli bir çalışmayla bugün itibariyle Level dergisinin En iyi 100 oyunu arasında ilk sıraya giren GRIM FANDANGO adlı şaheser artık kelimesi kelimesine Türkçe.
Bunu neden yaptım ?Herkes bu şahaseri oynayabilsin, ve o muhteşem senaryoyu, dialogları anlayabilsin diye. Bu arada bu türkiyede bir adventure oyununa yapilan ilk türkçe altyazı. Hele ki böyle bir oyuna yapılmadı. Umarım keyifle oynarsınız.
http://rapidshare.com/files/80884510/GrimFandagoTurkce.rar.html
Bu linkten gerekli dosyaları indirin , kurulum dosyasını mutlaka okuyun. Sorununuz olursa buraya yazın elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.
Ve bu oyun artık Türkçe. TADINI ÇIKARIN:!!!!
Vistada oynamak isteyen arkadaşlar , şu linki bir inceleyin. Vista olmadığı için bilemiyourm nasıl yapıldığını. Ama linkte TESTED yazmışlar.
http://quick.mixnmojo.com/readmes/GrimFandangoLauncher.html
Biraz konudan bahsetmek gerekirse :
ARAF'tayız. Hristiyan inancina göre, Cennet ve cehennem arasında ki yer. Arafta tüm ruhlar günahkar ya da melek 4 yıllık bir yolculuğa çıkıyorlar. Dünyada işlediğimiz sevaplara göre tabi ki bu dört yıllık süre 4 dakikaya inebiliyor. Kısaca dünyada ne kadar çok sevap kazanmışsanız, ARAF'tan CENNET'e olan yolculuğunuz o kadar kısalıyor.
Ve tabi ki , bir de arada sıkışmışlar var. Ne günahkar, ne de bir iyiliksever. Onlar Cennet'e gitmek için ne yapacaklar peki ? Tabi ki çalışıp Tanrı'ya borçlarını ödeyecekler. İşte tam bu noktada karakterimiz MANUEL CALAVERA ile tanışıyoruz. O bir AZRAIL. Onun amaci fani dünyada ölmüş olan insanların ruhlarını oradan teslim alıp, onları layık oldukları seyahat paketleriyle ödüllendirmek. Tabi ki müşterinin ne kadar çok sevabı varsa , AZRAİLİMİZİN Tanrı'ya olan borcu o kadar çabuk bitecek. Yalnız işler sarpa sarıyor, ve ne hikmetse MANUEL CALAVERAYA dünyada kedi bile beslememiş insanlar düşüyor. Bu işte bir terslik var, ve o tersliği bulmak da bizim görevimiz.
Oyun türü bir adventure. Yani bir konu doğrultusunda, çeşitli kişlerle konuşarak , farklı bulmacaları çözerek senaryoyu sonlandırmak. Ama ne senaryo ? Bugüne dek bu oyunun senaryosu kadar farklı bir senaryo, bu oyunun diyalogları kadar akıl dolu ve lütufkar, bu oyunun müzikleri kadar sizi etkliyen bir oyun görmediniz ...
OYUNDAN BİR KAÇ RESİM:


ERDİ'NİN OYUN DÜNYASI BİZLERLE ARTIK
Cahit Erdi Anlatır
NOT:Bundan sonra her salı günü Erdi arkadaşımız oyun yazıları ile bizlerle birlikte olacak.Sitemizin eksik olduğu bir alanı kapatacak olan Erdi'ye hoş geldin diyorum aramıza.
DOCTOR FELİX'TEN İDDİA KUPONU
535 barca acımaz 1 1.3
536 Universitario - Sao Paulo alt 1.7
565 Cruzeiro - Nacional üst 1.55
539 Vitoria Bahia - Vasco Da Gama 1 1.85
oran:6.33
26 Nisan 2010 Pazartesi
San Antonio Spurs ve Utah Jazz Aman Nazar Değmesin
Benim için San Antonio Spurs denilince akan sular durur hele hele Manu Ginobilli denilince o akan sular durmaz resmen buharlaşır..Benim San Antonio'da sevdiğim şey elbette ki şampiyon karakterleri,makina düzeninde ilerleyen sistem,en ahlaksız adamların bile bu organizasyonda kendini basketbola adayabilmesi vsvsvs diyerek onlarcasını yazabilirim..Fakat en önde gelen sebep benim her daim nefret etmesem bile çok fazla sevmediğim Lakers'a en önemli rakip olması ve o yıldızlar topluluğu Lakers karşısında tam bir şampiyon karakter göstererek direnmesidir..Aslında şöyle düşününce bir tane daha önemli sebep var..Spurs hiç bir zaman en sıradan oyununuzu oynayarak yenebileceğiniz bir takım olmamıştır..En iyi oyununuzu oynasanız bile yine de yenebileceğiniz garanti değildir..Bu sistem içinde bir çok rakibini çok zor durumlara düşürerek aciz hale sokmalarına ise bayılıyorum..Şimdi gelelim meşhur ezeli rekabet Dallas serisine..Geçen sene Ginobilli sakatlanmasaydı Dallas'ın yine Spurs'e eleneceğini düşünüyordum ben..Dallas'lı oyuncular da bu gerçeği farketmiş olmalılar ki 2 maçtır Ginobili'yi sakatlayıp devre dışı bırakmak için her türlü şeyi deniyorlar..Hele hele bugun Najera'nın Manu'ya yaptığı hareket resmen cinayete teşebbüstü..Gino'yu aldı ve yere yapıştırdı resmen ayıptır yahu bari izlemesi zevk veren sayılı oyunculardan biri olan Ginobili'ye yapma bunu kasap Najera..Tabi bu pozisyonda Manu'nun nasıl bir profesyonel olduğunu da gördük.Normal şartlarda en sakin oyuncuya bile o şekilde bir faul yapsanız o adam yerden bir hışımla kalkar ve üstünüze yürürdü..Fakat Manu hiç bir teğki vermedi ve işine baktı..Zaten kasap Najera da oyundan ihraç edildi bu hareketiyle..İşte San Antonio'yu tam bir takım yapan özellikleri bu hareketten sonra Spurs'lü oyuncular sahaya yansıttı..Belki Najera'nın ki kadar kasapvari sertlikler olmasa bile önce Nowitzki'ye daha sonra da Kidd'e sert faullerle gereken mesajı verdiler..Tabi ki maçın yine en kritik yerinde en kritik şutu sokan kişi yine Emanuel Ginobili oldu..Aslında Dallas adına korkutucu olan taraf şu..Maçta bench sayılarında rakibini ikiye katlamasına ve Duncan hemen hemen hiç skor katkısı yapamazken maçı kaybetmeleri bence onlar adına en önemli soru işaretleriydi..Aslında oyun yapısı ve özellikle forvetlerini en başta da Nowtzki'yi savunmakta zorluk çekmemiz açısından Dallas ile ilk turda eşleşmek istemiyordum fakat görünen o ki Spurs yine şampiyon karakterini sahaya ezeli rakibi karşısında koymaktan geri kalmıyor..Richard Jefferson nihayet ondan beklenen katkıyı tam olarak olmasa da vermeye başladı,Tony Parker atan ve attıran karakterle sahalara döndü,Duncan 7 yıl öncesi gibi oynamaya başladı ve seride de 3-1 lik üstünlük geldi..Belki 5.maçı kaybedeceğiz fakat işi en geç 6.maçta bitireceğimizi düşünüyorum..94-95 sezonunda son şampiyon Houston Rockets da Play-Off'lara 7.sıradan girmişti ve önündeki tüm rakiplerini tek tek eleyerek şampiyon karakterini ortaya koymuştu..Play-Off'a bu kadar geride girip şampiyon olan tek takım şu anda Houston..Neden San Antonio onların bu rekorunu egale etmesin??Houston koçu Tomjanovic'in şampiyon oldukları Orlando serisinden sonra söylediği gibi '' Asla bir şampiyonun yüreğini küçümseme ''
Gelelim ikinci takımım Utah Jazz'a...Bu kadar olumsuzlukların üstüne geçen senenin batı finalisti Denvar karşısında hem de saha avantajı rakipteyken 3-1 önde olmak bile zaten çok önemli bir iş..Memo'nun sakatlığı elbette ki Utah'ı olumsuz etkileyecektir ilerleyen maçlar ve serilerde fakat şu anda dönüşü çok önemli olan Krilenko'yu hevesle bekliyorum..Zira Carmelo,Kobe gibi isimleri savunmakta çok zorlanan Jazz'da Krilenko olmazsa olmaz isimlerden biri.Tabi kafasını basketbola vermesi ve gerçekten oynamayı istemesi şartıyla..Bir de anlamadığım bir başka nokta da bu Krilenko'nun sürekli sakatlanması fakat ne zaman nerde sakatlandığını bir türlü kimsenin bilmemesi..Normal sezonda herhangi bir Utah maçı için geçiyorum televizyonun karşısına bir de bakıyorum Krilenko güzel takım elbiselerini giymiş ve benchin arkasında oturuyor..Sağlıklı olup kafasını basketbola verdiğinde özellikle Kobe'yi şu anda ligde en iyi yavaşlatacak adamdır..İnşallah kazasız belasız döner ve takıma katkı vermeye başlar..Boozer'ı sevmiyorum çünkü savunma sıfır ve tek alakalı olduğu nokta kendi istatistikleri..Hele hele en kritik serilerin en kritik anlarında ortadan kaybolup Jazz'ı baltalamıyor mu deli oluyorum..Özellikle de 2008'deki Lakers serisinde birazcık kıpırdasa o sezonun finalisti Lakers'ı eleyecektik..Bırak kıpırdamayı takıma zarar bile vermişti..Şu anda şahane oynuyor tamam ama eminim ki yatışa geçeceği maçlar gelecektir..Umarım beni yanıltır ki Memo'nun yokluğunda onun sayılarına çok ihtiyacımız var..Deron Williams şu anda bir takım kursan ve bir oyun kurucu alacak olsan hangi gardı alırsın sorusuna benim cevabım olurdu..Güçlü,savunma yapabilen,skor katkısı en üst seviyede,istediği zaman takımı bir Jason Kidd seviyesinde olmasa da organize edebilen bir gard...Evet Billups sezonun son bölümünde de formsuzdu fakat bu seride bu kadar etkisiz kalmasındaki en büyük faktör bence karşısında kendisi gibi güçlü ve ondan daha genç bir Deron Williams bulması oldu..Bu seri de 6.maçta Utah'da biter diye düşünüyorum..Kendi evinde bence ligin en zor yenilen takımı Utah Jazz saha avantajını da ele geçirmişken bu seriyi burdan vermez..Şu anda eldeki kısıtlı kadroyla bunları yapan ikinci takımım Jazz da beni son günlerde mutlu ediyor sağolsunlar..Saha avantajı demişken kendi sahasında 1 maç fazla oynama avantajı geçen sene olduğu gibi bu sene de en çok Lakers'ın ekmeğine yağ sürecek gibi geliyor..Çünkü Staples Center'ın havasında sanki ne yapıp edip o maçı en sonunda Lakers kazanacak gibi geliyor bana..Misal Thunder karşısında saha avantajı Oklahama'da olsaydı bu seriyi şimdiden kaybettiler gözüyle bakabilirdik..Şimdi en kötü 7.maçta kendi evlerinde bu seriyi geçip daha bir toparlanmış ve ders çıkarmış vaziyette batı yarıfinallerine çıkacağını düşünüyorum..Aklımın çok uzak köşelerinde de olsa bir Thunder sürprizi yaşanabilir mi demekten de kendimi alamıyorum..Çünkü kazandıkları maçlarda resmen parçalaya parçalaya yendiler Lakers'ı..Fakat Lakers'ın karakteri de budur aslında..Kaybettiği maçları çok farklı ve ezilerek falan kaybederler fakat işin sonunu getirmeyi çok iyi bilirler..İşte Spurs'u Thunder'ın Lakers'a yaptığı gibi eze eze parçalaya parçalaya yenemezsiniz..Hatırladığım sadece 2 tane Play-Off maçı geliyor aklıma Spurs'un dağıldığı ve ezildiği..Birincisi 2005 finalleri 4.maçta Detroit'e ve 2001 Batı Finali 4.maçta Lakers'a karşı deplasmandaki maçlardır..O kadar kusur kadı kızında da olurmuş derler..
Son bir not da NBA TV'den maç anlatan Orkun Çolakoğlu'na..Resmen tüylerim diken diken oluyor o adamın isimleri telafuzlarında..Tamam isimleri yuvarlaya yuvarlaya söylüyorsun da kardeşim Lebron'a Löööburon demek de nesi?? Daha kötüsü arada bir doğrusunu söylüyor Lebron diyor ama sonra ne oluyorsa LÖÖÖBURONN 'a dönüyor..Şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da Ntv ve Nba Tv ekibi nerelerden nerelere geldi..Murat Murathanoğlu-Yiğiter Uluğ-Kaan Kural-Murat Kosova'lardan şimdi Orkun Çolakoğlu'na ve basketbolu bildiğinden bile şüpheli olduğum ismini dahi yazarken hatırlayamadığım bir çocuğa kaldık..Bu kadrodaki gerileme gerçekten de çok üzücü..Önceden sadece sesini aç yat ve konuşmaları dinle o bile çok zevkliyken şimdi maçı izlemeyi eziyet haline dönüştüren çocuklara kaldık..Hadi hayırlısı...
25 Nisan 2010 Pazar
KOLAYI ZOR YAPMAK
GÖZÜME ÇARPANLAR
1-Bilica –Lugano ikilisi ile gol yemeden atlatılan 6 maçtan sonra, Bilica’nın cezalı olduğu bu hafta Bekir’in performansı merak konusuydu. İster istemez kafalarda soru işaretleri vardı. Özellikle sağ bek oynadığı dönemdeki yetersizliğini, Kasımpaşa maçında stoperde çok başarılı oynayarak benim gerçek yerim burası diye performansı ile haykırdı. Savunma olarak görevini çok iyi yapan Bekir, takımın çok ihtiyaç duyduğu golü atarak 3 puanı getiren adam oldu.
2-Fenerbahçe ilk yarıda riske girmeden oyunu kontrol ederek oynadı. Kontrollü oyunda bile birkaç pozisyon yakalayan Fenerbahçe’de Mehmet Topuz, Guiza ve Özer pozisyonlardan yararlanamadı. İkinci yarı ise özellikle 60–75 dakikaları arasında inanılmaz bir baskı kurdu. Bu baskının sonucunda yakalanan fırsatları cömertce harcayan Fenerbahçe’de Guiza kaçırdığı gol ile saç baş yoldurdu. Golü Bekirle bulduktan sonra riske girmeden, top çevirerek geçirilen son dakikalarda da pozisyon vermeden maçı bitirdi.Kasımpaşa gibi pozitif futbol oynayan ve her maçta gol pozisyonu bulan bir takıma pozisyon vermemek büyük meziyet.
3-Volkan Demirel yoğunlaşma problemi yaşamadığı sürece dünyanın en iyi kalecilerinden biri. Son haftalarda Lugano döndükten sonra savunmadaki direnç ve ciddiyetten en fazla nasibini alan Volkan Galatasaray maçında çıkardığı şut, geçen hafta kurtardığı penaltı ile Fenerbahçe’ye galibiyetler kazandıran Volkan bugün de kalesindeki dikkatli oyunu ile çok iyi oynadı. Aslında ilk yarıda kaybedilen Kasımpaşa maçında yediği hatalı gollerin bir nevi telafisi oldu bugün ki performansı.
4- Gökhan Gönül’ün sakat olduğuna neredeyse inanmayacağım çünkü bir adam sakat sakat böyle bir performansı nasıl ortaya koyar şaşkınlıklar içerisindeyim. Özellikle Beşiktaş maçında ki gidiş gelişleri, yetmedi omzundan sakat olan bir oyuncu için en zor hareket olan röveşata yaptığını da gördüm ya helal olsun. Allah nazardan korusun. Bugün ki maçta da çok iyi oynadı. Karşısındaki Kasımpaşa’nın en hızlı oyuncularından olan Şahin’i çok iyi tuttu.
5-İşte görmek istediğimiz Emre buydu. Haftalardır çok iyi olan performansının önüne geçen agresifliğini bu maçta görmemek beni çok mutlu etti. Fenerbahçe’nin ileri geri oynayabilen en iyi oyuncusu olan Emre bugünde çok iyi performans gösterdi. Bir diğer oyuncu ise Selçuk cidden Fenerbahçe’ye orta sahada fizik gücü kazandırdı. Oynadıkça kendine gelen güven ile topla oynama yüzdesini düzeltip, pas yüzdesini de arttırdı.
6-Fenerbahçe’mizin büyük kaptanı Alex her maça bir şekilde etkisi gösterdiği gibi bugün de golün ortasını yaparak katkıda bulundu. Kayseri maçında iki asist,Manisa ile olan kupa maçında enfes bir gol,Beşiktaş maçında galibiyeti getiren gol.Yani Alex Ufuk’un tabiriyle çok iyi bir skorer.Böyle savunma ağırlıklı oynayan bir takım için Alex’ten daha iyisi olamaz.
7-Özer isteği ile pozisyonların içerisinde yer alması ile benden geçer not aldı. Özellikle her pozisyonda pası düşünmesi ile bazı pozisyonlarda yanlış tercih yapsa da, isteğiyle bugün iyiydi. Yaptığı her ara pasında benim gerçek yerim forvet arkası diyerek sırıtıyor.
Mehmet Topuz çok iyi mücadelesiyle dikkat çekmesine rağmen bir türlü aradığı gole kavuşamadı. Geçen yıllarda izleğimiz Mehmet Topuz’un hücum yönünü mumla arıyoruz. Ya da geçen yıllarda ki hücum performansı reklâmlar mıydı bilemiyorum.
Guiza’ya ne diyeceğimi bilemiyorum. Bir forvet oyuncusu attığı gollerle değerlendirilir. Çok mücadele etmesi, çok koşmasının önem derecesi hep golden sonra gelir. Maalesef Guiza da bir forvetin yaşayabileceği en büyük problemi yaşıyor. Bu problem golcünün kendisine olan GÜVENİ dir.Guiza bunu yitirmiş.Kaçırdığı yüzde yüzlük gol pozisyondan sonra topa vurmaya korkması bunu tekrardan gösterdi.
8-Haftaya lider bitirme ihtimali olan Fenerbahçe’de herhangi bir oyuncunun kart cezalısı olmaması Eskişehir maçı öncesi çok ciddi avantaj. Camianın bu kenetlenmişliği şampiyonluğu getirebilir.
Redvidigal
YENİDEN BAŞLAYAN SERİLER:LAKERS-THUNDER
THUNDER-LAKERS(2–2)
Bir önceki Lakers yazımda Lakers’ın çok kötü oynadığını, ilk iki maçı tecrübe ve Lakers formasının ağırlığıyla kazandığını yazmıştım. Eğer Lakers deplasmanda bir maç çalabilirse seriyi 4–1 bitireceğini düşünüyordum. Fakat gelecek vaat eden Genç Thunder’lı oyuncular ilk defa playoff görmüş olan Oklahoma seyicilerinin inanılmaz desteğiyle geçen yılın şampiyonu olan Lakers’ı üst üste 2 defa yenip seriyi eşitledi. Özellikle ilk maçlarını kazandıktan sonra yakaladıkları özgüvenle Lakers’ı 4. maçta parçaladılar ve maçı 21 sayı farkla 110–89 kazandılar. Bu galibiyette takımın en önemli iki oyuncusu Westbrook ve Durant’ın yanı sıra kenardan gelip inanılmaz bir skor gücüne sahip olan James Harden, sezon ortasında Utah’ta iyi oynayıp gelecek vaat ederken Lüks Vergisinden dolayı nakit para karşılığı Thunder’a gelen E.Maynor, takıma savaşçı kişilikleri ile mücadele gücü katan İbaka ve Sefelosha katkıda bulundular. Şimdi seri yeniden başlıyor ben Lakers’ın bu seriyi yine de geçeceğini düşünüyorum. Eğer Lakers bu seriyi geçebilirse tıpkı geçen yıl Houstan serisinde olduğu gibi dersler çıkarıp sonraki turda kendisinden beklenen performansa çıkabilir. Yalnız geçen seneki performanslarına çıksalar bile hücum yönünden daha çok zorlanacaklar. Bu genç Thunder bu ve bundan sonraki yıllara damgalarını vuracaklarını gösterdiler. Zaten takım genel menajeri Spurs’ta büyük işler başarmış olan Sam Presti olunca Thunder’dan bunları beklememek hata olur.
Redvidigal
YENİDEN BAŞLAYAN SERİLER:PHOENIX-PORTLAND
PORTLAND-SUNS(2–2)
Bir adam düşünün playofflar başlamadan menüsküs ameliyatı olsun ve 8 gün sonra serinin tamam mı devam mı maçında sahada yer alsın. Bu oyuncu Brandon Roy’dan başkası değil. Kendisine helal olsun diyorum. Öyle bir karşılaşmada geri döndü ki, ilk maçı kazanmış ve saha avantajını kazanmış olan Portdland, sonraki iki maçta Steve Nash önderliğinde kariyer maçlarını çıkaran J.Rich’in olduğu Suns karşısında dağılmış bir vaziyetteydi. Portland ancak mucizevî bir dokunuşla ayağa kalkabilirdi. Bu mucizeyi yaratan adam da Roy oldu. Aslında her zamanki performansı düşünülünce atmış olduğu 10 sayı vasat bir rakam gibi gözükebilir ama geri dönüşü takımı inanılmaz ateşledi ve Portland’ın savunma gücü tavan yaptı. Öyle ki Suns’ı ilk defa yüz sayı altında tutabildiler. La Marcus Aldridge böyle savunmaların konuştuğu bir karşılaşmada attığı 31 sayı ile maçın adamı oldu. Artık bu seri de yeniden başlıyor. Bu seri bence tam ortada artık bakalım önümüzdeki maçlar neler gösterecek
Redvidigal
24 Nisan 2010 Cumartesi
TİYATROSEVERLEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ ? (!)

Her ne kadar bir sinema aşığı olsam da, tiyatroya karşı aynı duyguları besleyemedim, tiyatroyu bir türlü sevemedim arkadaş. Ha şimdi diyeceksiniz sen doğru düzgün oyun izlememişsindir. Yok öyle bir şey. En özelinden, en devletine kadar, uyuşturucu ile ilgili olanından, TV’deki oyuncuların en dehşetengiz performanslarını bile şu zavallı gözler gördü. Ama ı, ıh. Olmuyor. Üniversitedeyken hep giderdik arkadaşların hatırına, “bilet aldık hadi gidelim.” Gidelim gitmesine de, güzel kardeşim bu işkenceyi niye bana yapıyorsunuz?
İki gece önce bir tanıdığımız aradı ( gecelerin adamı olduğumuz için, gün kavramını kaldırdık) . Zaten ev telefonlarını bence imha etme zamanı geldi, özellikle numara göstermeyenleri. Ne bu yahu, acı acı çalıyor ve kaldırırken başına bir felaket geleceğinin farkında olup açıyorsun.
“Alo Alper, bu geceki oyuna bilet aldım, gidelim mi Ailecek?”
Kaşlarımı çattım, derin bir nefes aldım, “Ne oyunu abi?” “Ankara Devlet Tiyatrosu geliyormuş”
Ah zalim kader, bir gün elime düşeceksin sen. Eh tabi reddemedim, çünkü biletler alınmış, hesaplar çoktan yapılmıştı. Telefonu tam kapatacakken bir de eklemesin mi, “abi çok ciddi misafirler varmış, takım giyin” “Mustafa Abi, yapma gözünü seveyim, ne takımı, hiç mi tiyatroya gitmedik. Çekeyim kot pantolonu geleyim.”
“OLMAZ!, HEM SANATA SAYGI!”
E be güzel abim, millet sanat için soyunuyor, biz neden giyiniyoruz onu anlamadım ki. Çaresiz çektik takımları gittik. Gittik ama bir baktım benim canım Mustafa Abim takım falan giymemiş. Ve hatta salondaki 400 kişi arasında tek takım giyen tiyatro görmemişi benim. Tüm bu ön yargıyla lobiye girdik efendim. Herkes eline kahvelerini almış, bakışlar bile değişik. Böyle bir entel havaları, bir ben o kadar çok tiyatro oyunu izledim ki bilgimle ezerim seni tavırları… yahu güzel kardeşim, evine gidince lahmacunun arasına maydanoz dürüp yemeyecek misin sen? Ne oluyor Allah aşkına nedir bu tepkiler. Efendim o an nasıl oldu anlamadım, ücretsiz çocuk kitabı dağıtacaklarmış. Obaaaa! Bizim tiyatro dehaları, lobi fatihleri, kahve tadından en iyi anlayan insancıklarımız sanki halk ekmek dağıtıyorlarmış gibi bir yüklendiler bedava kitap reyonuna… Neyse efendim izdiham bitti, kitaplar yarı kırışık, yarı yırtık… sağlam kapanların gözlerinde bir ışıltı, bir parıltı. Az sonra oyuna girecek onlar değil de, eve gidip 5-7 yaş seviyesine uygun kitapları okuyacak çocuklar…
Efendim, oyun başlamadan önce ilk uyarı zili çaldı. Bu ziller Cuma namazında hutbeden sonra cemaati namaza çağıran ezan gibidir. Hayalel salah demeden cemaat bir türlü ayağa kalkmaz ya, üçüncü zil çalmadan önce kimse salona girmez, sonra da oyun başlayınca pardon, pardon diyerek oranıza buranıza basarlar. Ben ilk zilde aldım Mustafa abi’yi girdim salona. Geç kalan cemaatten bir teyze ne yaptı etti geldi üzerime oturdu. Ama artık kendini nasıl boş koltuk diye bırakmışsa, kalkması için Mustafa abi’nin ve yan koltuktaki hanımefendinin yardım etmesi gerekti. Oyun başladı. NİHAYET! Başlamaz olaydı.
Yıllar önce Ufuk arkadaşımla sessiz tiyatro deneyimimiz olmuştu. O günden beri gitmedim tiyatroya. Ve o oyun da yine Ankara Devlet Tiyatrosu’ndandı. Tüm oyun 3 oyuncunun farklı kadın karakterlerin, teker teker kocalarını anlatmasından ibaretti. Ayyaşın karısı, sütçünün, kasabın, oyuncunun, sporcunun… Bilmem hatırlar mısınız, TRT radyoda tek bir kişinin seslendirdiği Arkası Yarın’lar vardı. İşte okuyan kişiyi izlediğinizi düşünün.
Oyun henüz başlamıştı ki, Ayyaş’ın karısının kızlığını nasıl bozduğunu duyan bir beyefendi koyverdi kendini. Adam susmaz…! Gülüyor herif. Ama boğula boğula. Ve sahnenin çok dramatik olması gerekiyor. Adamın gülüşüne tüm salon gülmeye başladı. Kala kaldı oyuncu öylece sahnede. “Çok pardon, sinirim bozuldu” diye özür diledi salondan ama yok; durup durup devam ediyor. Neyse adamı dışarı çıkardılar, hala sesi geliyor.
Oyun tüm hızıyla sürüp giderken, kulağımın arkasında bir yumuşaklık hissettim. Böyle tenin tene değmesi gibi. Ama sanki nasırlı bir el dokunuşu… Elimi kulağıma atar atmaz ayak parmağı olduğundan kesinkes emin oldum. Arkama döndüm ve az önce üzerime oturan teyzeyle göz göze geldim. “Evladım bugün de seni biraz fazla hırpaladık, kusura bakmayasın.” dedi. Bu kadar vukuat yeter dedim. Bitmiştir artık. Ama yoooook, olur mu?
Oyun bitti. Zerre sevmemiştim. Paylaşacak birilerini arıyordum. Dışarı Mustafa Abi’den önce çıktım. O benden sonra geldi. Nedenini o an kavrayamamıştım tabi. “Bu ne a…. Koyum ya” diyecektim ki, abim benden önce davrandı ve “Yok abi böyle bir oyun izlemedim, muhteşemdi, hiçbir hata bulamadım” demesin mi.
Peki Mustafa abi, peki. Takım giy gel de, kendin giyme, beleş kitap izdihamına karış, gözlerin sevinçle parlayarak “olm üç kitap kaptım” diyerek yanıma gel, üstüne bir de git oyuncuları tebrik et. Bu arada oyunun adı Sinek kadar Kocam olsun, o da başımda olsun. Sinek kadar beynim olsaydı da sana uymasaydım be Mustafa abi.
YAZAN: ALPER KURT
Bir Voltran Hikayesi ''MESSİKAKA23''
Sitemiz ilk açıldığında sadece ben deniz Ufuk yazılarımla sizlerle buluşuyordum..Fakat hani hep söylenir ya televizyondaki programlardan sonra '' Biz sadece görünen kişileriz bu programın yapılmasında ve yayınlanmasında mutfaktaki ve emeği çok büyük olan kişiler var onlara da teşekkür etmemiz gerekir '' diye işte tıpkı o misal sitedeki adıyla Redvidigal gerçek adıyla Murat kardeşim gerek bana getirdiği yeni fikirlerle gerekse diğer her türlü desteğiyle beni motive ediyordu..Hatta bu blogun hayata geçmesi de onun fikriydi ve bana sürekli senin yazılarını paylaşmamız lazım vs vs diyerek beni bu siteyi açmaya yöneltmişti..Tabi o zamanlar bir Voltran durumu pek yoktu..Fakat yavaş yavaş aramıza çok değerli ve yazdıkları alanlarda son derece uzman ve hakim arkadaşlarımız katılmaya başladı..Böylelikle de Voltran oluşmaya başladı ve halen de Voltran'a yeni parçalar eklenmekte..Ben Ufuk, boks,basketbol ağırlıklı yazılarlaMurat arkadaşımız futbol,basketbol ve bazı güncel haber yazılarıyla,,Saygıdeğer Ahmet Altuntaş Hocam Bisiklet yazılarıyla,Alper dostum sinema,oyun ve değişik konular ile ilgili yazılarla,Red Label yani Atacan arkadaşımız bizlere çok kazandıran ve ilerde de daha çok kazandıracağına inandığım iddaa kuponlarıyla ve aramıza yeni katılan Doktor Felix yani Nazif arkadaşımız da yine uzman işi iddaa kuponlarıyla aramıza katıldı ve böylelikle Voltran'ın büyük bir bölümü oluşmuş oldu..İlerde bu Voltran'a değişik parçalar da eklenebilir elbette..Buradan aramıza yeni katılan Doktor Felix'e aramıza hoşgeldin diyorum..Artık Red Label ile yayınladıkları kuponların başarısı babında tatlı bir rekabet de doğacaktır diye düşünüyorum..Sporda ve hayatın her alanında tatlı rekabet her zaman en büyük başarıları getirmiştir..O zaman haydi bakalım diyorum Red Label ve Doktor Felix bastırın bastırın bizlere de para bastırın da kazanalım...
Sitenin düzenlenmesi ve tabiri caizse basketbol ve futboldaki pis işler denen ama bir takımın başarısı için çok önemli olan işlerle Alper dostum bizler için uğraşıyor sağolsun..Ben biraz teknoloji özürlü olduğum için bu işlerle o işlerin uzmanı Alper'in ilgilenmesi gerekiyordu ve o da sağolsun hakkıyla bu işi yerine getirmekte..Başka hemen hemen hiç bir sitede göremediğimiz bisiklet yazılarını yazan Ahmet Hocam da son derece başarılı,özgün ve bizlere bisiklet sporunu sevdiren yazılarıyla Voltran'ın çok önemli parçalarından biridir.Redvidigal'den bahsetmeme gerek yok sanırım çünkü sitenin bizleri ileriye iten ruhu diyebilirim..Red Label ve Doktor Felix ise aslında en önemli görevi üstleniyor diyebilirim çünkü bizler gibi sadece kuru kalablık laf üretmiyorlar bizlere para kazandırıyorlar daha ne olsun..Unutmadan sitemizin takipçileri ve değerli yorumlarıyla aramıza katılan tüm arkadaşlara da teşekkür etmemiz gerekiyor..
Paylaşmak güzeldir paylaşmak özeldir ve bunun verdiği tat her şeyden daha mükemmeldir...